Yargıtay Kararları

FESİH BİLDİRİM YAZISINDA; İŞLERDEKİ AZALMA, TEKNOLOJİK GELİŞME VE YENİDEN YAPILANMA GEREKÇESİYLE DAVACININ İŞ SÖZLEŞMESİNİN FESH EDİLDİĞİ BELİRTİLMİŞ İSE DE, DAVALI TARAFINDAN BUNA İLİŞKİN YETERLİ KANIT SUNULMAMIŞ OLDUĞUNDAN, FESHİN GEÇERLİ NEDENE DAYANMADIĞININ KABULÜ GEREKİR

[YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ] _________________
E. 2006/9818
K. 2006/19560
T. 03.07.2006
_______________________________________________________________

DAVA: Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini
İstemiştir.

Yerel mahkeme, isteği isteğin reddine karar vermiştir.

Hüküm süresi içinde taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla
dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR: Davacı işçi iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan işverence
feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar
verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta
geçen süre ücretinin belirlenmesini istemiştir.

Davalı işveren irtibat bürosunun tüzel kişiliğinin bulunmaması nedeniyle
davanın öncelikle bu nedenle reddi gerektiğini, ayrıca irtibat bürosunda iş
sözleşmesinin feshedildiği tarih itibariyle çalışan işçi sayısının 30’dan az
olduğunu belirterek bu nedenle de davanın reddine karar verilmesi gerektiğini
savunmuştur.

Mahkemece işyerinde fesih tarihi itibariyle çalışan işçi sayısının 17
olması nedeniyle davacının iş güvencesi hükümlerinin kapsamında bulunmadığı,
mülkilik ilkesi gereği Almanya’da çalışan işçilerin dikkate alınamayacağı
gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Davacının, merkezi Almanya’da bulunan Bayerisecer Rumdfunk Münehen isimli
firmanın Türkiye İrtibat bürosunda çalıştığı, iş sözleşmesinin adı geçen firma
temsilcisi tarafından imzalandığı, işe giriş bildirgesinin Sosyal Sigortalar
Kurumuna bildirildiği ve iş sözleşmesinin feshinin de yine anılan firma
temsilcisi tarafından gerçekleştirildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden
anlaşılmaktadır.

Kısaca “İş Güvencesi Kurumu” olarak adlandırılan 4773 Sayılı Kanun’da on
veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde çalışan işçilerin iş güvencesi
hükümlerinden yararlanması öngörülmüş, daha sonra yürürlüğe giren 4857 Sayılı
İş Kanunu’nda bu sayı 30’a çıkarılmış, 18. maddeyle bir işverenin aynı iş
kolunda birden fazla işyeri varsa, işyerinde çalışan işçi sayısının tespitinde
bu yerlerdeki toplam işçi sayısının dikkate alınması gerektiği düzenlenmiştir.
Buna göre, birden fazla işyeri bulunan bir İşverene ait aynı işkolundaki
işyerleri bir bütün olarak düşünülmelidir. İş güvencesi hükümleri kapsamına
girecek işyerlerinin belli sayıda işçi çalışması koşuluna tabi tutulması
kanunun gerekçesinde de belirtildiği üzere küçük işyerlerinin korunması
düşüncesinden kaynaklanmaktadır. 158 Sayılı ILO Sözleşmesinde, işçilerin özel
istihdam şartlan bakımından veya istihdam eden işletmenin büyüklüğü veya
niteliği açısından esaslı sorunlar bulunan durumlarda, işçilerden bir kısmının
İş güvencesinin tamamı veya bir kısım hükümlerinin kapsamı dışında
tutulabileceği öngörülmesine rağmen, kanun koyucu tarafından yurt dışında aynı
iş kolundaki işyerlerinde çalışan işçilerin dikkate alınmayacağı yönünde açık
bir düzenleme yapılmamış olması anlamlıdır. Başka bir anlatımla, aynı iş
kolundaki işyerlerinin sadece ülke sınırları çerçevesinde değerlendirileceğine
ilişkin bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. O halde, işçi lehine hareket
edilmeli ve aynı iş kolunda başka işlerleri olduğu açık ve kesin olan davalı
işverene ait tüm işyerleri dikkate alındığında işçi sayısı bakımından gerekli
yasal şartların mevcut olduğu kabul edilmelidir. Davalı tarafından husumetin
doğrudan temsil olunan şirkete yöneltilmesi gerektiği yönündeki savunmasının
da işçi sayısı bakımından adı geçen şirketin bir bütün olarak düşünülmesini
icap ettirmektedir.

Davalı işveren, fesih bildiriminde iş sözleşmesinin işlerdeki azalma,
teknolojik gelişmeler ve işyerinde yeniden yapılanma gereği küçülme yoluna
gidildiği gerekçesi ile feshedildiğini belirtmiş ise de, bu hususta yeterli
kanıt sunmamıştır. Bu nedenle feshin geçerli nedene dayanmadığının kabulü
gerekir.

Belirtilen nedenlerle, yerel mahkeme kararının 4857 sayılı İş Kanunu’nun
20/3. maddesi uyarınca bozularak ortadan kaldırılması ve aşağıdaki şekilde
hüküm kurulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle,

1- İstanbul 2. İş Mahkemesi’nin 28.02.2006 gün ve 513-40 sayılı kararının
bozularak ortadan kaldırılmasına,

2- Davalı işverence yapılan feshin geçersizliğine ve davacının işine
iadesine,

3- Davacının süresi içerisinde başvurusuna rağmen işverence işe
başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının 4 aylık
ücret tutarı olarak belirlenmesine,

4- Davacının süresi içinde başvurması halinde kararın kesinleşmesine kadar
en çok 4 aylık ücret ve diğer haklarının davalıdan alınarak davacıya ödenmesi
gerektiğinin tespitine,

5- Harç peşin aldığından yeniden alınmasına yer olmadığına,

6- Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte
bulunan Avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca 400,00 YTL. vekalet ücretinin
davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,

7- Davacı tarafından yapılan 20,00 YTL. yargılama giderinin davalıdan
alınarak davacıya ödenmesine,

8- Temyiz harcının isteği halinde ilgilisine, kesin olarak 03.07.2006
tarihinde oybirliği İle karar verildi.

Etiketler
Daha fazla göster

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ten − 4 =

Kapat
Araç çubuğuna atla